21 Temmuz 2018 Cumartesi

Efsane -Marie Lu (Legend #1) I Kitap Yorumu

Kitabın Adı: Efsane
Yazar: Marie Lu
Çevirmen: Sefa Emre İlikli
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı:320
Türü: Distopya
Seri: Legend #1
















ARKA KAPAK:
Gerçek, Efsane'ye dönüşecek!
Bir zamanlar Amerika Birleşik Devletleri'nin batı kıyısı olarak bilinen yerde şimdi Cumhuriyet adında, komşularıyla sürekli savaşan bir ülke vardır. Cumhuriyet'in seçkin sınıfından gelen on beş yaşındaki üstün yetenekli June, askerî bir dehaya sahiptir. İtaatkâr, hırslı ve kendini ülkesine adamış bu genç kız onun uğruna her şeyi yapmaya hazırdır. Fakir bir aileden gelen on beş yaşındaki Day ise ülkenin en çok aranan suçlusu ve bir devlet düşmanıdır. Kendisi gibi asker olan ağabeyi Metias öldürülünce June, Day'in peşine düşer. İnandıkları şeyler uğruna savaşan bu iki gencin kesi?en yolları, onları Cumhuriyet'in karanlık sırlarına götürecektir.
 YORUMUM:

Efsane, Marie Lu’nun okuduğum ikinci kitabı. İlk okuduğum kitabı Warcross ve kitabını sevmiştim.  O yüzden biraz beklenti içindeydim kitaba başlamadan önce.  Özellikle oldukça ünlü bir seri olduğu için büyük bir heyecanla başladım kitaba. İlk yüz küsür sayfa oldukça durağan bir şekilde ilerledi. İlerde açılır dedim ama kitap bence genel olarak  durağandı.  Distopya okumayı çok seven birisi olarak kurgusunu çok basit buldum. Her şey o kadar olağandı ki. Daha ilk sayfalarda olayı çözmüştüm bile.  Yazarın dili akıcı ondan ya da hiç problem yaşamadım ama olaylar, karakterler çok sıradandı.

Dediğim gibi kurgu çok basitti ve olaylar sanki daha önce kitabı okumuşum gibi hissettirdi. Kurguyu geçtim genelde okuduğum kitaplarda bir iki karakteri ( bazen çoğunu) severim ama bu kitapta sevdiğim tek bir karakter bile olmadı. Kitabı bitirdiğimde “Ne yani bu mu? Ama zaten bu tarz olaylar çoğu distopyada var” dedirtti. Karakterlerin “karakterinin” tam olarak yerine oturduğunu da düşünmüyorum.  Gerçi sadece 15 yaşındalar ve yazarın onlara yüklemiş olduğu sorumluluk nedeniyle asla 15 yaşındalarmış gibi de hissetmedim.

Her şey oldu bittiye gelmiş gibi hissettim kitap bittiğinde. Sanki yazar olayları tek tek kağıda yazmış daha sonra şimdi bunları kitaba yerleştirmeliyim demiş ama bir türlü kitabın hamuruna yedirememiş gibiydi. Verilmesi gereken duyguları katamamış kitaba kesinlikle. Belki serinin giriş kitabıdır diye olayları ve karakterleri tam olarak yansıtamamış olabilir diye düşündüğümden seriye devam edeceğim. Hem yazarın Warcross kitabını da sevdiğim için şans vermezsem ayıp olur. Belki distopya okumaya yeni başlamış olsaydım kitabı çok severdim ama zaten distopya okuyan birisinin bu kitabı sevebileceğini düşünmüyorum. Ya da benim gibi sevip sevmemek arasında kalabilir. Buna sanırım serinin devam kitabında karar vereceğim.

PUANIM:
3/5

20 Ocak 2018 Cumartesi

Warcross: Bir Sanal Gerçeklik Oyunu - Marie Lu (WARCROSS #1) I Kitap Yorumu



Kitabın Adı: Warcross : Bir Sanal Gerçeklik Oyunu
Yazar: Marie Lu
Çevirmen:Onur Kınacı Birler
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Seri: Warcross #1
Sayfa Sayısı: 359
Türü: Bilim kurgu











ARKA KAPAK:

On yıl önce başlayan bu tutku artık bazıları için gerçekten kaçmak için bir seçenek, bazıları içinse kâr etmek için bir kaynak haline gelmişti. İki yakasını bir araya getirmek için çabalayıp duran Emika Chen bir ödül avcısı olarak çalışıyor, yasadışı olarak bahis oynayan Warcross oyuncularının peşine düşüyordu. Ancak ödül avcılığı kolay bir iş değildi, rekabet fazlaydı ve ayakta kalmak giderek zorlaşıyordu. Kolay para kazanabilmek için Emika bir risk alarak Warcross Şampiyonası'nın açılış oyununu hacklemişti; bir glitch ile oyuna sızarak istemeden de olsa kendisini oyunun ortasında bulmuş ve bir gecede herkesin konuştuğu kişi haline gelmişti.

Tutuklanacağına neredeyse emin olan Emika, oyunun yaratıcısı, genç milyarder Hideo Tanaka'dan bir çağrı aldığında şaşkına dönmüştü: Üstelik kendisine reddedilmesi neredeyse imkânsız bir teklif sunulmuştu. Bir güvenlik sorununu ortaya çıkarabilmek için Hideo'nun bu seneki şampiyonada bir ajana ihtiyacı vardı ve bu iş için Emika'yı istiyordu. Hiç vakit kaybetmeden Tokyo'ya götürülen Emika, kendisini her zaman hayalini kurduğu geleceğin içinde bulmuştu. Fakat kısa süre içinde Warcross evreninin düşündüğünden çok daha tehlikeli olduğunu anlayacaktı...

YORUMUM:


Warcross’u okumaya bana kitabı hediye eden biricik arkadaşım Büşra (@peraninkitapligi) ile başladık. Ne kadar o benden önce bitirmiş olsa da (bütlerimden dolayı gecikme oldu) bende bütlerden sonra kitabı hemen bitirdim. Büşra’nın hesabından da yorumunu mutlaka okuyun.


Warcross gerek tasarımıyla gerek konusuyla ilgimi oldukça çeken bir kitaptı. Oyun temalı kitapları ayrı bir seviyorum o yüzden kitaba başlarken beklentim oldukça yüksekti. Beklentimi bazı yönlerden karşılamamış olsa da yaratılan o Warcross dünyasını çok sevdim. Öncelikle konusundan kısaca bahsedecek olursam; Warcross, Hideo Tanaka tarafından yaratılan ve tüm dünya çapında oynanan neredeyse yaşam tarzı haline gelmiş bir sanal gerçeklik oyunu. Baş karakterimiz Emika Chen de geçimini bu oyunda sahtekarlık yapanları bularak sağlayan ödül avcısı bir hacker. Oyun NöroLink adı verilen gözlüklerle veya lenslerle oynanıyor. Gözlükleri taktığınız anda bu sanal evrene girmiş oluyorsunuz. Bu sanal gerçeklik oyunu herkes tarafından oynanabiliyor ama en iyilerin yarıştıkları turnuvalara herkes dahil edilmiyor. Turnuvalar oyun için özel olarak tasarlanan sanal mekanlarda gerçekleşiyor. Oyunun amacı ise kendi takımının cevherini koruyup karşı takımın cevherini ele geçirmek. 

Bu kitap Marie Lu’nun okuduğum ilk kitabıydı ve kitabı sevdiğimi söyleyebilirim. Gayet hızlı ilerleyen, tempolu bir bilim kurgu romanıydı. Kurgusunu, yazarın anlatımını, mekanlarını ve en önemlisi Warcross evrenini gerçekten çok sevdim. Mekanların en ince ayrıntısına kadar sunulması sanki o evrendeymişim gibi hissettirdi.

Emika Chen karakterini sırf hacker olduğu için bile çok sevebilirim. (Her zaman hacker olmaya özenmişimdir) Hele gökkuşağı renginde boyanmış saçları ve kaykayı. Fazla söze gerek yok Emika benden tam not aldı çünkü kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, dışardan ne kadar belalı bir tip gibi görünse de aslında oldukça duygusal bir karakter. Hideo Tanaka, karakterine gelecek olursam sanırım en uzak hissettiğim karakterlerden birisi Hideo karakteriydi. En başından itibaren bana karakteri bulanık, belirsiz geldi. Isınamadım. Diğer yan karakterlerin de üzerlerinde pek durulmaması hoşuma gitmedi. Onlar hakkında da biraz daha bilgi verilmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü hep bir şeyler eksik kalmış gibiydi. İkinci kitapta eminim bunlara yer verilecektir ama her karakter için bu yapılınca bu beni karakterlere karşı uzak hissettirdi. 

*spoiler* Emika ile Hideo’nun ilişkisini yavan bulan bir tek ben değilimdir diye düşünüyorum. Umarım ikinci kitapta Hideo karakteri toparlanır.*spoiler bitimi*

Bahsetmeden geçmek istemediğim bir nokta ise sanal gerçeklik gözlüğünü veya lensini taktığınızda çevrenizde yabancı bir dilde konuşan bir kişinin söylediklerini oyunun hemen çeviriyor olmasıydı. Şuan böyle bir şey olsa harika olmaz mıydı? 

Daha önce oyun temalı Nerve ve Erebos kitapları okumuştum. Warcross evreninin aralarında en iyisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü bana gerçekten oyunun içindeymişim gibi hissettirdi. Ama kitabın sonu tam olarak düşündüğüm gibi bittiği için yazara sinir olmadım değil. Daha çarpıcı bir son beklediğimi itiraf etmeliyim. 

Sonuç olarak diyeceğim şu ki; bilim kurgu romanları seviyorsanız ve oyunlara ilginiz varsa mutlaka görmeniz gereken bir evren Warcross evreni. İkinci kitabı büyük bir merakla bekliyorum umarım birinci kitapta Hideo karakteri için hissedemediğim o duyguyu hissedebilirim.


PUANIM:
4/5

15 Eylül 2017 Cuma

Bir Miyon Sevgi Dolu Mektup - Jodi Ann Bickley I Kitap Yorumu






Kitabın Adı: Bir Milyon Sevgi Dolu Mektup
Orijinal Adı: One Million Lovely Letters
Yazar: Jodi Ann Bickley
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 240
Baskı Yılı: 2017











ARKA KAPAK:


Sana...
Evet, sana. Bunu okuyan kişiye.

Zor bir hafta geçiren, başının üstünden kara bulutların eksik olmadığını düşünen, görünmez olduğunu sanan, bir sürü arkadaşı varmış gibi görünen ama kendini hep yalnız hisseden sana… Hızına yetişebilmek için bir anlığına da olsa dünyayı durdurmak isteyen, kalbini güvensiz ellere teslim edip duran, her şeye rağmen onlara bir şans daha veren, inancını kaybeden, kaybolan, her şeyi mahvettiğini düşünen sana… Uyuyup bir daha uyanmak istemeyen, bitiş çizgisini göremediğini hisseden kalbi kırıklara, herkese…
Sen inanılmazsın. Bu dünyayı daha çekilebilir kıldığın için sana bütün dünya adına teşekkür ediyorum. Sen güzelsin, hem de çok güzelsin. İnan bana, bu dünyada senin gibi biri daha yok. Değerlisin. Bir anlamı olması için dağları yerinden oynatman gerekmiyor, bazen yalnızca gözlerini açman yeterli. Burada olmayı senden daha fazla hak eden yok. Sen bütün mutlulukları hak ediyorsun. Bunu başarabilirsin. Sevgiler,
-Jodi-
YORUMUM:


Kitap çıktığı andan beri konusuyla ilgimi çekmişti ve  bu yüzden büyük beklentiyle başladım kitaba. Kitabı o kadar sevdim ki bunu kelimelere dökmekte zorlanıyorum. Öncelikle kısaca konusuna değinmek istiyorum.Kitap gerçek bir hikayeyi konu alıyor. Jodi ‘yi (yazarımız) bir gün kene ısırıyor ve Jodi felç oluyor. Felç olduktan sonra o eski neşeli, hayata tutunan halinden fazlasıyla uzaklaşıyor ve bir gün tam umudu kesmiş ve kendinden vazgeçmişken aklına çok güzel bir fikir geliyor. Dünyanın dört bir yanına sevgi dolu mektuplar göndermeye başlıyor. Yolladığı mektuplarla insanların hayatına  ışık tutuyor.Bir yandan da kendi hayatı için bir umut kapısı açılıyor. Kelimelerinin gücü sayesinde umudunu kesmiş, mutsuz, sevildiğini, takdir edildiğini bilmek isteyen insanlara güç veriyor.  Sanki mektuplarıyla onları kucaklıyor.
**
Uzun zamandır bu kadar anlamlı ve ilham verici bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum.  Kesinlikle hafızamdan silinmeyecek benim için değerli bir kitap oldu Bir Milyon Sevgi Dolu Mektup. Kitabı okurken Jodi’ye hayran olmaktan kendinizi asla alamıyorsunuz. Yazar o kadar içten  bir şekilde yaşadıklarını anlatmış ki okurken sanki yanındaymışsınız ve sizinle muhabbet ediyormuş gibi hissediyorsunuz.  Bazen o kadar saçma sebeplerden kendimizi hırpalıyoruz ki görmemiz gereken güzel şeyleri gözümüzden kaçırıyoruz.  Oysa her gün gün doğumunu görebiliyoruz ve bu yüzden çok şanslıyız.
**
Mektup almak dünyanın en mutluluk verici hislerinden birisi bence.( Bunu yazarken şimdi bana bir mektup geldi ve mutluluğumu siz düşünün) Kötü bir zaman geçirdiğiniz bir anda ve hiç tanımadığınız bir kişiden içinde ne kadar özel olduğunuzu yazan bir mektup aldığınızı düşünün.  Buna sevinmeyecek insan yoktur eminim. Bir site açıp ihtiyacı olan herkese mektup göndermesi fazlasıyla ilham verici ve harika bir şey.  Ve kitabı okurken bir yandan da yazarın instagram hesabından yazdığı  diğer mektupları okumak ve hayatından fotoğrafları görmek ayrı keyif vericiydi.
**
Sonuç olarak içinde bulunduğumuz yer ne kadar karanlık olursa olsun bir ışık bulmak için hala bir umudumuzun olduğunu, çaba göstererek ona ulaşabileceğimizi gösteren çok güzel bir kitaptı.  

JODI sen bir güneş ışığısın ve ışığınla bizi aydınlattığın için teşekkürler. Umarım herkes kitabını okuma fırsatı bulur. Çünkü ben okuduğum için çok şanslıyım.
KELİMELERİN GÜCÜNE İNANIN!

Thank you for everything Jodi! You are an amazing, admirable woman.


PUANIM:

8 Eylül 2017 Cuma

Kitap Alışverişi (The Mortal Instruments, The Case of Beasts, A Pop Up Gallery of Curiosities)

Herkese merhaba çingularım! Bugün yine bir kitap alışverişimle karınızdayım. Hemde bakmaya doyamadığım bir alışverişle! 






















Alışverişimin en güzel parçalarından birisi The Mortal Instruments Box Set Şunların duruşundaki asalete bakar mısınız? Sırtlarındaki çizimler efsane güzel olmuş. ( Bu arada serinin neredeyse tüm baskılarını aldım sanırım ama hala ilk kitaptayım :D) 


Kapakları ise bu şekilde. Bence Artemis Yayınları'nın basımlarının kapaklarından çok çok daha iyiler. Okumak için sabırsızlanıyorum.


Ve geldik bir diğer güzelliklere. A Pop Up Gallery of Curiosities! Pop up kitaplarına küçüklüğümden beri aşığım. Sihir gibi değil mi? Bayılıyorum. Harry Potter ı henüz okumadım ( evet fantastik dizi-film-kitap aşığı olarak beni yuhlayabilirsiniz :D) Sadece filmlerini izleyip aşık olmuştum. Fantastik Canavarlar filmi çıktığında da hemen sinemaya gidip izlemiştim. O zamandan beri o filmle ilgili her şeye takmış durumdayım. O yüzden The Case of Beasts ile Pop Up galerisini aldım. Pop up ın içinde karışık olarak Fantastik 
Canavarlar ve Harry Potter sahneleri var. 

The Case of Beasts in içi efsane güzel! Hele kapak tasarımı aşk yaşıyorum bildiğiniz. İçinden çıkan şeyler de cabası! 

Ve son olarak Keegan Allen'ın Life.Love.Beauty isimli fotoğraf kitabını aldım. İçinde kendi çektiği fotoğlarlar, anıları ve PLL dizisindeki oyunculara çektiği resimler vs var. Acayip kaliteli bir kitap. Ucuza aldığım için çok şanslıyım.


Aldıklarım bu şekildeydi. Hepsini okumak için sabırsızlanıyorum!