book etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
book etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2014 Pazartesi

RACHEL GIBSON -İLİŞKİ DURUMU:KARMAŞIK | Kitap Yorumu




Kitabın Adı:İlişki Durumu:Karmaşık
Seri Sıralaması: Truly, İdaho Serisi #1
Yazar:Rachel Gibson
Yayınevi: Nemesis Kitap
Sayfa Sayısı: 328


KİTABIN KONUSU:

Delaney yıllar önce terk ettiği Trulyye üvey babasının cenazesi için geri döner. Fazla kalmak gibi bir niyeti yoktur çünkü bu küçük, dedikoducu kasaba, ona hiç iyi şeyler hatırlatmamaktadır. Üvey babasının vasiyetini de dinledikten sonra kasabadan ayrılacağını zanneden Delaneyin planları, vasiyette yer alan bir madde yüzünden tamamen bozulur. Delaney üvey babasından kalan büyük mirasın payına düşen kısmını alabilmek için bir yıl Trulyde kalmak zorundadır.

Delaneyi bekleyen bir yıllık süre, geçmişinden gelen küçük hesapları kapatmakla uğraşacağı günlere, aşka, tutkuya ve heyecana gebedir. Bir yılın sonunda onu bekleyen sürpriz ise onu büyük bir karar vermeye itecektir.

YORUMUM:
Bu aralar hiç kitap yorumu yazmadığımı farkettim.YGS'de bittiğine göre artık doya doya kitaplarımı okuyabilirim.Okuyamadığım zamanların acısını fena çıkartıcaaam :)
Önceden bu kitabı okumuştum dedim hemen yorumlayayım.Ve şimdi yorumuma geçeliiiiiim:)

Kitabı e-book olarak okuma fırsatım oldu. Konusu beğendiğim için başladım. Kitap bazen sürükleyici gitti bazense sıktı. Delenay ve Nick i sevdim.Birbirlerine laf attıklarında kendimi gülmekten alamadım.Ama kitabın sonu içime pek sinmedi. Daha farklı bitebilirdi.Kitap bir bütün halinde düşünülürse hoşuma gitti.
 
PUANIM:


4 Eylül 2013 Çarşamba

Ölmem Gerekirse -Amy Plum | Kitap Yorumu


Kitabın Adı:Ölmem Gerekirse
Orijinal Adı:If I Should Die
Yazar: Amy Plum
Yayıncı: Akılçelen Kitaplar
Sayfa Sayısı:408
Fiyatı:19 tl
Seri: Revenants #3


TANITIM:

Sevdiğini Kurtarmak İçin Ne Kadarına Hazırsın?

Amy Plum'ın tüm dünyada fırtınalar koparan, önemli çok satanlar listelerinin gediklisi hâline gelen Benim İçin Öl Üçlemesi tamamlanıyor.

Vincent beni bulmak için pek çok hayat boyunca beklemişti, ancak ortak geleceğimize dair hayallerimiz bir anda paramparça oldu. İkimizin de "arkadaş" olarak tanımladığımız biri ona ihanet etti ve ben de Vincent'i kaybetmiş oldum.

Şimdi düşmanımız France'ın ölümsüzlerini hâkimiyeti altına almaya son derece kararlı ve istediklerini elde etmek için bir savaş başlatmaktan da kaçınmayacaklar.

Heyecan dolu bir macera... Aşk, mücadele, gözyaşı, sürpriz bir son...

YORUMUM:
-spoiler içerir-

Kitabı alır almaz hemen başladım okumaya. 2.kitabın sonunda malum heyecanlı bitmişti.Kitap kaldığı yerden aynen devam ediyordu. Dedim inşallah Vincent ı hemen bulurlar yoksa kitap sarmaz. Tabi Vincent ı kitabın taaa yarısında cisimleştiriyorlar. Zaten şu ilk cisimleştirmeye çalıştıklarında Vincent durun bir şeyler oluyor dedi ya kalbim hop etti. Dedi ahaan gidiyo geridöneniiiiiiiiiiiim. Kitabı elimden tam Vincent ı cisimleştirdikten sonra bıraktım. (çünkü sabah oluyordu) 

En çok üzüldüğüm kişi Jules oldu. Başından beri çok sevmiştim Jules ı keşke onada birisini ayarlasaymış Amy :D:d:D Tek kalmasına gönlüm razı olmadı. Yapılır mı Julesıma buuu!!!! Bir de Kate'e dediği söz içimi cız etti :S

Kate. Şöyle söyleyeceğim. Vincent benim en iyi dostum. Bu dünyada ondan daha yakın oldugum biri yok.Ama geçtiğimiz bir sene boyunca, ona her gün kalbimde ihanet ettim, çünkü çok sevdiği şeyi kendime istiyorum." (sf 258)

Kitabı sevmemin diğer nedenlerinden birisi (Vincent ve Jules dan sonra) olayların Paris de geçiyor olmasıııydı. Ciltli olsaymış kapak çogzeel olurmuş tabi. Yabancılardaki gibi niye ciltli çıkarmıyorlar anlamıyorum ya :S 

Kitabın adından da belli olduğu gibi Kate geri dönen oldu ve bununla da kalmayıp Şampiyon çıktı :D Zaten Kate in şampiyon çıkacağı belliydi. 

Savaş kısmında dedim heralde büyük bir şeyler olacak ama çokta beklediğim gibi değildi açıkcası. En sevdiğim kısım Uta'nın Violette in kafasını ateşe attığı yerdi. Sonunda bir oh çektim.LANET OLASI PİSLİİİİİK!!! Charlotte ve Ambrose un birlikte olmaları çok güzel oldu. Çok istiyordum birlikte olmalarını. Georgia ve Arthur da sevgili oldular Jules a kimse kalmadı.:S Neyse ki ben varım :D 


PUANIM:

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Kitap Yorumu: Opal- Jennifer L.Artmentrout




Kitabın Adı:Opal
Orijinal Adı:Opal
Yazar:Jennifer L.Armentrout
Yayıncı:Dex
Sayfa Sayısı:420
Fiyatı:21 tl
Seri:Lux #3




ARKA KAPAK:

Hâlâ kendini beğenmiş öküzün teki olsa da artık Daemona direnmekten vazgeçtim çünkü, off... ona çılgınlar gibi âşığım.

Daemonın duygularından bir türlü emin olamıyordum ama son günlerde hiç tahmin etmediğim kadar ciddi olduğunu kanıtladı. Birlikte akıl almaz tehlikelerden geçmiş ve bölük pörçük ilişkimizi bir araya getirmeye kendimizi öyle kaptırmıştık ki... şey... ah tamam, söylüyorum işte: O yanımdayken tüm bedenimin

titremesini dindiremiyorum, birlikteyken adeta ateş alıyoruz.

Ama bizim dışımızda bir sürü sorun var. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ailesini koruyamıyor, ona yardım etmeliyim.


Yaşadıklarımdan sonra artık eski Katy değilim. Bambaşka biriyim, geleceğim öyle belirsiz ki... Bizi sorunların çözümüne yaklaştıran her adım, aslında içinden çıkamayacağımız korkunç bir organizasyonun parçalarına götürüyor.


Ölümler hâlâ acı veriyor, yardımlar en beklenmeyenden geliyor ve dostlar en ölümcül düşmanlara dönüşüyorlar ama biz geri adım atmayacağız. Sonunda dünyamız sonsuza kadar paramparça olsa bile.


Birlikte güçlüyüz... ve onlar bunu biliyorlar.



YORUMUM:

Nasıl seviyorum bu seriyi anlatamam.(Daemon için tabikide) DAEMON!!DAEMON!!DAEMON!!DAEMON!!DAEMON!!DAEMON!!DAEMON!!DAEMON!!Tam bir öküz olsada Katy nin dediği gibi taş gibiydi. Ablamda serinin ilk iki kitabını okuyup çok beğendi.Dedi üçüncüyü ben alayım hem doğum günü hediyen olur.Gittik beraber aldık.Eve gelince ablam dedi ben başlicam ilk dedim olmaz ya benim hediyem ben başlicam falan derken ben kitaba başladım. Elimden bırakamadım ve hemencecik bir günde bitirdim.Bitirmez olaydım sonunda KALBİM DURACAKTI!!!O nasıl bi sondu Jennifercım.Şimdi dördüncü kitabı nasıl beklicem ben.Ölürüm meraktan yapma etme.


Neyse gelelim opale. Kitap gayet akıcıydı. Daemon ve Katy nin konuşmalarına gülmemek elde değildi her zamanki gibi. Dawson Beth i aramak için evden sürekli kaçar tabi Daemon onun tekrar yakalanmasını istemez.Katy Dawson'a Beth i birlikte bulmalarını önerir. Dawson da evet der. Bu arada Blake geri döner ve Daemon lara bir teklifte bulunur.(Beth in nerde olduğuyla ilgili) Tabi kimse Blake e güvenmiyor.Teklifini kabul etmek zorunda kalırlar tabi. Birlikte Weather Dağı'na operasyon düzenlemek için birlikte çalışmaya başlarlar.
Son sayfaları zaten hep ekşıın kitabın.Zaten kitabın sonu öyle bir yerde bitti ki ağlicaktım ya :((((((((((((((
Origin bir an önce çıksııııın meraktan çatlarııııııııııııııııııım.


Daemon'ın dudakları haylaz bir tebessümle ağır ağır kıvrıldı. "Sakin ol Kedicik, yoksa sana oynaman için yumak yün getiririm."  (sf. 24)


Ekrandaki zombi, adamın kolundan bir parça kopardı. "Bu ne ya?" diye yakındı Daemon. "Adam öylece orada dikiliyordu. Merhaba. Her yerde zombi var. Arkana baksana geri zekalı."  (sf. 79) 
 Kitabın sonunda ben;



Ben öleyim o zaman yaaa :(( Bende istiyoruuuuuuum :(((

PUANIM:

11 Temmuz 2013 Perşembe

Ölmem Gerekirse -Amy Plum Yakında Raflardaaa!!!!!


Revenants serisinin üçüncü kitabı olan "Ölmem Gerekirse" yakında çıkıyor.(Bu ay içinde çıkması planlanıyormuş) Nasıl mutlu oldum bu haberle ya. Oleeeeeeeeeeey!!!!



4 Temmuz 2013 Perşembe

Kitap Yorumu:Tutkulu Aşk -Rachel Gibson


Kitabın Adı: Tutkulu Aşk
Orjinal Adı: Simply Irresistible
Yazar:Rachel Gibson
Yayıncı:Nemesis
Sayfa Sayısı:328
Fiyatı:20
Seri: Chinooks Hockey Team #1




ARKA KAPAK

Georgeanne Howard, ne kadar zengin olursa olsun dedesi yaşında bir adamla evlenemeyeceğine karar verdiğinde düğün artık başlamıştı. Kaçmalıydı!

Hokeyin süper yıldızı John Kowalsky aniden karşısına çıkan bu kadını düğün alanından uzaklaştırdığında bilmediği bir şey vardı. Arabasındaki kadın, patronuyla evlenmek üzereyken düğünden kaçmıştı.

Bu tesadüf sonucu bir araya gelen Georgeanne ve Johnu daha büyük sürprizler de bekliyordu.
Heyecan, aşk ve maceraya hazır mısınız?



YORUMUM:

Kitap çok sade ve anlaşılır bir biçimde yazılmıştı.Gece başlayıp sabaha kadar okuduğum kitaplardandı. Çünkü sonunu çok merak ettim. Georgeanna ile John birlikte olacaklar mı diye meraktan öldüm resmen.Sürekli birbirleriyle kavga etmeseler çok güzel olacaktı. Hep bir yanlış anlamalar falan. Bir yerden sonra sıkıyo. Zaten John tam bi hıyar. Güzeldi akıcıydı okuyun bir şey kaybetmezsiniz :) 

Georgeanna:Küçüklüğünden beri sıkıntılar yaşayan birisi.Doktorunun büyükannesine beyin disfonksiyonu(aslında okuma yazma güçlüğü harfleri karıştırıyor) var demesiyle kendisini tabi kötü hisseder ve bunu herkesten saklamaya çalışırlar. 13 sene geçer ve Georgeanna yaşlı birisiyle evlenmek zorunda kalır.Adam Chinooks Hokey Takımının sahibi.Zengin fakat yaşlı. Bunun üzerine Georgeanna dayanamaz ve kiliseden kaçar. Burda devreye erkek karakterimiz John giriyor.

John: Chinooks takımının kaptanı. Düğüne sadece Virgil(Chinooks sahibi)e görünüp çıkmak için gider. Düğünden çıkıp arabasına gideerken pembe elbiseli bir kız ona bağırır (Bağıran Georgeanna). Georgeanna çok telaşlıdır John nun arabasına atlarlar. John tabi bilmiyor takım kurusucuyla evlenecek olan kadının Georgeanna olduğunu. Yolda Georgeanna gelinin kendisi olduğunu söyler. John şaşırır ve onu geri götürmek ister. Yoksa işi tehlikeye girer. Ama Georgeanna onu ikna eder ve John un evine giderler.Burdan sonrasını merak edenler varsa alsın kitabı okusunlar EHEHE :D 

"Bunu bilerek mi yapıyorsun?" diye sordu John.
Georgia'nın gözleri büyüdü. "Neyi?"
"Seni öpmek istememi sağlıyorsun."


PUANIM:

2 Temmuz 2013 Salı

Kitap Yorumu: Üç Kader Tanrıçası -Nora Roberts











Kitabın Adı: Üç Kader Tanrıçası
Yazar: Nora Roberts
Yayınevi: Epsilon
Sayfa Sayısı: 527
Fiyatı: 25 TL
Goodreads | D&R |

                
 







ARKA KAPAK:

7 Mayıs 1915 günü bir Alman denizaltısı, Lusitania 
transatlantiğini batırdığında, iki erkeğin hayatı sonsuza kadar değişecektir. 

Zengin ve başarılı bir adam olan Henry Wyley, 
Kader Tanrıçası olarak tanımlanan üç heykelden ikincisini
 bulma umuduyla geldiği Avrupada hayatını yitirirken, hırsız Felix Greenfield İrlanda topraklarında onurlu ve mutlu bir yaşam kurar. 

Seksen yedi yıl sonra, Greenfieldin ailesinden gelen üç kardeş -Rebecca, Malachi ve Gideon-, Üç Kader Tanrıçasından kendilerine ait olanı geri almak için açgözlü ve acımasız bir antikacının peşine düşünce, hayatları egzotik bir striptizci, hastalık hastası bir mitoloji profesörü ve bir güvenlik uzmanının hayatıyla kesişir ve kaderleri değişir. 

Avrupada başlayıp Amerikada süren, aşkın egemen olduğu bir kovalamacının öyküsünü anlatan Üç Kader Tanrıçası, bazen romantik, bazen heyecanlı ve sürprizlerle dolu, ama bütünüyle soluk soluğa okunacak bir Nora Roberts romanı.


 YORUMUM:

Üç Kader Tanrıça'sı kaç senedir kitaplığımda ama hiç dikkatimi çekmiyodu açıkcası. Nora Roberts'ı severim aslında. Okuyacak kitabım kalmayınca bende başladım kitaba. İlk başlarda biraz sıkıcı geldi ama sonra yakışıklı erkeklerimiz ortaya çıkmaya başladı. Kızlar zaten kitapta anlatılanlara bakılırsa melek :D En sevdiğim yönü tüm erkeklerin romantik oluşuydu. Ve üç erkeğe üç kız düşmeside güzel oldu. Üç çiftte birbirinden güzeldi. Nora Robers okuyalım arkadaşlar, kadın yazıyor.Keşke kapak resmindekiler gerçek tanrıçalar olsaydı çogzel olurdu.

-Spoiler İçerir-

Olay 7 Mayıs 1915'te batan gemiyle ilgili. Henry Wyley zengin bir adam.Üç kader tanrıçasının peşinde. Zaten tanrıçalardan bir tanesi onda. Gemiye diğerlerini aramak için biniyo ama nerden bilsin geminin batacağını. Felix Greenfield da hırsız.Gemiye peşindekilerden kaçmak için biniyor.Tabi bu sırada boş durmuyo ve Henry nin odasına giriyor amacı nakit para çalmak. O sırada karşısına küçük bir heykel çıkıyor. 
Birden gemi sallanmaya başlayınca cebine koyuyor tanrıçayı. Tabi değerinden haberi yok.


87 yıl sonra:
İlk olarak Tia ve Malachi tanışıyorlar. Oğlan kızı ilk gördüğünde tutuluyo tabi.Ama ilk önceliği üç kader tanrıçasını bulmak. Kızın ağzından laf almak için ona yakınlaşıyor.Tabi kızın haberi yok ilk başlarda oğlanın tanrıçaları aradığından. Zaten kız tanrıçaların var olduğuna inanmıyo, gemiyle beraber battığına inanıyo.Sonra oğlanın bir şeyler çevirdiğini anlayıp araştırma yapıyo bu sırada olaylar olaylaaaar. Sonra oğlana bir daha gözüne gözükmemesini söylüyo ve oğlan gidiyor.Anita Gaye, Malachi'yi kandırıp ilk kader tanrıçasını çalan kişi. 

Cleo, striptizci. Gideon'u Cleo dan tanrıçalardan birisini almak için yolluyorlar.Kız ilk başlarda Gideon'a güvenmiyor. Arkasından işler çeviriyor.Sonunda Anita Gaye arkadaşı Mikey'i öldürüyor. 
Rebecca, Gideon ve Malachi'nin kardeşi.
Malachi, üç kardeşten en büyükleri, Tia'dan hoşlanıyor.
Gideon, ortanca kardeş o da Cleo'dan hoşanıyor.
Jack'de tanrıçaların peşinde olan bir antikacı. Malachi'yi bulmak için İrlanda'ya gidiyor. Rebecca'yla karşılaşıyor. Rebecca ilk başta Jack'in Anita ile çalıştığını düşünüyor. Jack Rebecca'nın annesinin de iznini alarak onu New York'a götürüyor. Tanrıçaların birisi Jack'in büyükbabasının. Rebecca'yı da alıpbüyükbabasına gidiyorlar.
Tanrıçayı alıp. Tia'nın evine geliyorlar. Gideon, Cleo, Malachi, Jac, Rebecca anita'da olan tanrıçayı almak için planlar yapıyorlar ve sonunda tanrıçalara kavuşuyorlar. Bu arada aşk olmazsa olmaz. 


Malachi: Haydi Filandiyalıların bu saatlerde yaptıklarını yapalım.Tia: Saunaya mı girelim? Malachi yine güldü ve kızın kolunun üzerinde duran elini aşağı kaydırıp onun elini tuttu. "Kahve içelim." 



Cleo: "Spor yapıyor musun?"Gideon: "Bir jimnastik salonunda mı?Hayır. Öyle yerlerde bir sürü terli herif ve korkunç makineler oluyor."Cleo:"O zaman koşuyorsun." Gideon:"Acelem olduğu zaman koşarım." 



Cleo: "Baksana Tia, haydi pizza ısmarlayalım. İki büyük pizza yeter- içinde bütün malzemelerden olsun."Tia: "Ben pizaa...," diye söze başladı.Cleo hızla döndü."Eğer pizza yemeyeceğini söylersen, bir silah alıp senin bu sefil hayatına son vereceğim."



Jack: "Ona, sana aşık olduğumu söyledim."Rebecca olduğu yerde kalakaldı, sonra hızla döndü.Rebecca: "Ne dedin?Ne?"Jack: "Bu sözlerimi ağabeyin senden daha soğal karşıladı.Benim bazı işlerim var.Bir kaç saate kadar dönerim."Rebecca:"Dönmek mi?" Dengesini sağlamak ister gibi kollarını iki yana açtı. "Bana böyle bir şey söyledikten sonra çıkıp gidemezsin."Jack: "Sana söylemedim ki. Ağabeyine söyledim. Kendini topla İrlandalı. Perişan görünüyorsun."



Gideon: "Yanıma gel bir dakika."Kız Gideon'u memnun etmek için yanına gitti, ama genç adam onu kollarına alınca şaşırdı.Cleo:"Ne yapıyorsun?Bu da ne demek oluyor?"Gideon: "Dinle beni, her zaman işlerin ters gitme olasılığı vardır."Cleo:"Her zaman kafama gökten bir uydu düşme olasılığı da vardır. Bu durum evde saklanmamı gerektirmez."



Jack: "Gözünü çatıdan ayırma."Cleo: Eğer aşağı bakma demek istiyorsan bu tamamen yanlış..."

PUANIM:

22 Haziran 2013 Cumartesi

Pür -Julianna Baggott


Kitap: Pür
Orjinal Adı: Pure
Yazar: Julianna Baggott
Yayıncı: DEX
Sayfa Sayısı: 500
Seri Adı: Pure Series
Tür: Fantastik
Goodreads | D&R 

ARKA KAPAK: 


Burada olduğunuzu biliyoruz, kardeşlerimiz.




Pressia, Infilakları ve ondan önceki hayatını hayal meyal hatırlıyor. Büyükbabasıyla birlikte yasadıkları delikte, insanlığın kaybettiği şeyleri düşünüyor: lunaparkları, sinemaları, doğum günü partilerini, anneleri ve babaları. Her şey küle döndü, hırpalandı, hiç iyileşmeyecek derecede yara aldı ve zarar gören bazı bedenler, bambaşka nesnelerle bütünlesti. Şimdi herkesin askeri eğitim görmesi gereken yaşa geldi Pressia. Tabii iki ihtimal var. Ya asker olacak ya da bedeni fazla zarar gördüyse eğitimdeki askerlerin canlı hedef

tahtası olacak. Pressianın kaçması gerek.



Bir Pür yak ve külünü solu. 



İnfilaklardan tek bir yara almadan kurtulanlar da var. Pürler. Gökyüzündeki kubbelerinde, yerdeki insanlardan daha üstün olan, sağlıklı bedenlerini ve zihinlerini koruyacak şekilde yaşıyorlar. Bir Pür olan Partridge, kendini burada kapana kısılmış ve yalnız hissediyor, bir de farklı. O da kayıplarını

düşünüyor sık sık, belki yuvası dağıldığı için. Babası duygusal olarak soğuk bir adam, ağabeyi intihar etmiş ve annesi, İnfilaklar sırasında Kubbeye adım atamadan kaybolmuş. Bu yüzden, birinin ağzından kaçan bir sözcük, annesinin hala hayatta olma olasılığını ona çıtlatınca, hayatını riske edip

Kubbeyi terk ediyor ve annesini bulmaya koyuluyor.



Pressia ve Partridge karşılaşıyorlar. Tüm dünya başlarına yıkılıyor.  

YORUMUM:

Aslında kitaba hiç başlamak istemiyordum kapağından mıdır nedir.Sonra baktım okuyacak kitabım kalmamış aldım elime Pür'ü ilk 15 sayfayı okudum ve bıraktım.Aradan haftalar geçti.Tekrar aldım elime en baştan başladım bu sefer.Kitap okudukça hoşuma gitmeye başladı elimden bırakamadım ilk gün yarısını okudum.Karakterler çok iyiydi yazarın anlatımını beğendim ama bazı kısımları çok uzatmış.Sıkıldım.Onun dışında sürükleyiciydi kitap.Diğer yarısını da gece başlayıp sabah 7de bitirdim.



-SPOİLER İÇERİR-

Ben ilk başta Partridge ile Pressia sevgili olacak diye düşünmüştüm.Kitabın arkasında onlardan bahsedince.Ama sonra Bradwell çıktı ortaya.Zaten Partridge Lyda arasında bir şeyler olmaya başlayınca anladım sevgili olmayacaklarını.Olsun Bradwell de iyi çocuk hakkını yemeyelim :) 

Ben şu kuğu masalını okuyunca direk anladım zaten Partridge ile Pressia nın kardeş olduklarını zaten.Sedge ile annesinin ölümüne üzüldüm keşke ölmeselerdi.Ellery Willux u bir elime geçirsem öldürürüüüm!!!!! Lanet pislik. El Capitan ın iyi birisi olduğu belliydi.FAVORİ ÇİFTİM BRADWELL&PRESSİA :)))
İkinci kitabı kimbilir ne zaman çıkar nasıl beklicem şimdi ben ya :((((((







 


          PRESSİA                                               BRADWELL


Puanım:

18 Haziran 2013 Salı

PARİSTE AŞK -STEPHEN PERKİNS


 




Kitabın Adı: Pariste Aşk 
Yazar: Stephen Perkins
Yayınevi: Arunas
Sayfa Sayısı: 320 
Goodreads | D&R |

                   
ARKA KAPAK

Anna; babasının isteğiyle lisedeki son yılını Atlantadan, evinden, annesinden, en yakın arkadaşı Bridgetteden ve hoşlandığı çocuk Tophtan ayrı bir şekilde geçirmek zorunda kalmış ve Paristeki Amerikan Okuluna yazdırılmıştır. Hem alıştığı yaşam tarzından uzaklaşmak hem de yeni bir kültüre uyum sağlamaya çalışmak Anna için çok zordur. Fakat kısa zaman içinde kendine yeni arkadaşlar edinir. Tabii onu Pariste özel hissettiren biri vardır: Etienne. Fakat Etienne başka biriyle ilişki yaşamaktadır. Anna; Etienne ve Toph arasında gidip gelmekte ve ait olduğu yeri yani "ev"ini aramaktadır.

Çok sevdiğim bir lisem vardı; artık yok.
Çok sevdiğim bir çocuk vardı; artık yok.
Çok sevdiğim bir arkadaşım vardı; artık yok.

Artık Paris benim de evim.
Yeni arkadaşlar, yeni aşklar…
Ah aşk…
Ne seninle ne de sensiz…

Oysa ben imkânsızı değil, gerçek aşkı arıyordum.
Ama aşk, hayallerde yaşanamayacak kadar gerçek; hayalleri süsleyecek kadar pembeydi Pariste…
 
YORUMUM:
 Bu kitap gözüme çarpana kadar kitapçıda sanırım 1 saat kitap baktım.Ve sonunda eyfel kulesini görüp kitabı elime aldım. Hemencecik konusuna baktım ve kitabı aldım :D Normalde listemdeki kitapları alırım ama Paris dendimi akan sular durur :)

Yazarımızı burdan tebrik ediyorum.Karekterleri o kadar güzel işlemişki.Çok gerçekçiydiler.St.Clair başlarda beni sinir etsede (genelde sinir olduğum karakterleri sonradan çok severim:)) sonradan kendisini sevdim.Çok güzel bir gençlik hikayesi olmuş.Çok akıcıydı okurken hiç sıkılmadım.Çerezliiikti.

Kitabın seri olduğunu internette dolaşırken farkettim.E biran önce çıksada okusak o zamaan dimiiiiiiiiiiii :)
YURTDIŞI KAPAKLARI:
4.kapağı çok beğendim.

PUANIM: